20 Temmuz 2016 Çarşamba

Phase 2 ended !!! Bye bye "Çilek Çocuk"

Ruh eşi kavramına o kadar uzak kalmıştım ki. Vay be...

Cesaretin var mı aşka? İşte o filmde diyor ki; " büyümek bir dalın kırılması gibi aniden olur"

3. Faza hoş geldim...

Çok çok çok ani oldu. Ruh eşimi buldum. Öyle hissediyorum.
Son defaya mahsus, son bir çiçek filizlendi ruhumda. Tüm geçmişim bu son dönemi yeşertmek içindi.

Çok güzel bir his bu.

Hayat arkadaşımı buldum.

Artık kiminle yürümek istediğimi biliyorum.

Artık çocuklarımın annesinin kim olması gerektiğini biliyorum...

Phase 1 Aruda airlines
Phase 2 Çilek Çocuk
Phase 3 Nilay

Kimse bu blogun başlığı olmadı.
Kimse hayatımın başlığı olmadı.
Ruhumun en ücra köşelerine kadar filizlendim.
Yeşerdim. Her yer çiçek, her  yer çiçek..

İlk günden itibaren; bilemiyorum sen olmazsan hayatımda ne hale gelirim.
Yokluğun dayanılmaz olur.
Ailemden bir parçasın.

İyi ki varsın.

31 Mayıs 2016 Salı

Yaşamanın, Yaşatmanın yolu nedir?

Sigarayı bıraktım.
Bu sefer son kez bırakıyorum. Bu bırakışımı bozmayacağım. Çünkü onur ve gurur meselesi oldu benim için.

Onun dışında bir "malum kişi" var hayatımda. Hayatımdaki varlığı beni çok rahatsız ediyor.
Kıskanıyorum onu. Nefret ediyorum ondan... Çıkmasını istedikçe hayatımdan, tekrar tekrar kucağımda buluyorum onu...

Bu yemek tekrar tekrar pişip önüme geliyor... Bıktım bundan artık...
Kırıyor beni...
İncitiyor.

İnsan sadece kendini değiştirebilir.... Kendimi değiştirmeliyim o zaman...

Demekki, ya kendini değiştirmeli insan, yada değiştiremediği kendisi ile yaşamanın bir yolunu bulmalı...

Yaşamanın bir yolunu bul Arda. Hatta eğer yapabiliyorsan; YAŞATMANIN BİR YOLUNU BUL!!!

26 Nisan 2016 Salı

Ve gözlerini açtı kadının.

kadın odaya girdi.

Girdiği oda her gün girdiği odaydı. Pekte farklı birşey yoktu aslında.

Adam ona yaklaştı. Hani gündüz uyuyanların kullandığı göze takılan uyku pedleri vardır ya; onlardan bir tanesini gözlerine taktı.

"Bunu çıkarmanı istemiyorum" dedi kadına.

Kadın odanın ortasında ayakta dikiliyordu. Aklından bir sürü şey geçiyor olmalıydı. Bir beklenti içerisindeydi. Ve meraklanmıştı.

"Gözleri kapatmak, hisleri açar" dedi adam bir yandan kadını kolundan tutarken.

Duvara doğru götürdü kadını. Avuç içlerini başının da üzerinde duvara yasladı.

"Ellerin bu şekilde bekle"

Kadın rahatsız olmuştu. Bir yandan da durum tahrik ediciydi.
Bir çok şey soruyor, söylüyordu. Pek te cevap verme havasında değildi ki adam, herhangi birşey söylememişti kadına. Cevaplarını farklı bir şekilde vermek ister gibiydi.

"Bugün seninle farklı bir dilde konuşmak istiyorum."

Merak seviyeleri iyice yükselmişti. Ne demek istiyordu farklı bir dil derken?

Adam onu duvarda yalnız bıraktı ve uzaklaştı. "O elini yerine koy" diye emir dolu bir ses geldi. Aynı zamanda kibarcaydı da.
İlginçti...

Kolları ağrımaya başlamıştı. Zordur standart dışı bir pozisyonda beklemeye çalışmak.

Bir müzik sesi yükseldi. Doğa seslerinin de olduğu, tanıdık ama bir yandan da faklı ve modern.
Güzeldi.

Kadının ellerine elleri dokundu adamın.
İrkildi...

"Otur."

Denedi. Başardı ama zar zor. Çünkü ellerine bastırıyordu.
İlginçti oturmaya çalışmak, kendini salmaya çalışmak ama bunu ilk defa zor bir şekilde yapmak.

İndiği yerde kalçaları bir yastığa gelmişti...
Bu da ilginçti. Düşünmüştü adam. Düşünmesi ilginçti... Neden yapıyordu ki bunları? Anlamı neydi?

"Kendini kaybetmeni istiyorum. Tüm bildiklerini unutmanı"

Biraz sessizlikten sonra; arkasına oturdu adam.

"Uçmanı istiyorum. Ama şu an nerede olduğunu görmen gerek kadın... "

Sırtını sırtına yasladı;

"Eğer düştüysen yere, kanatların yorgun düştüyse, kalkamıyorsan düştüğün yerden; Önce yanına kadar çek beni. Kanat çırpmayı bırakacağım yanına kadar düşmek için. Merak etme ben o kadar kolay kırılmam."

Sırtıyla biraz ittirdi kadını. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam?

"Nerede olduğunu görmüyorsun kadın. Benim gözlerime ihtiyacın olacak bu hayatta bir çok zaman. Yükselmek için, ayağa kalkmak için hiç bilmediğin, hiç tadmadığın şeyler yapmanı sağlayacağım. İttir şimdi beni"

Bir debelendiler. Herhangi bir sonuç yoktu.

"Dur! Birbirimizi tanımamız gerekiyor. Bu karanlık yolda, benimle birlikte ayağa kalkmak istiyorsan kanatlarına dokunmama izin ver. Onları uçmak için değil, birbirimize tutunmak için kullanacağız. Birbirimizden güç almak için."

Sırtlar yapışık, kollar birbirine dolandı... sanki birlikte hareket edeceklermiş gibi.

"İttir şimdi. Birbirimizden aldığımız güç ile yükselelim"

Kollar da kenetlenince ayağa kalkmayı becerdiler. Onları sıkıştıran iki duvarın arasında dik durmayı başardılar.

"Kırılırsa kanatların; kırılırsa kanatlarım ayağa nasıl kalkacağımızı biliyoruz artık. Birbirimize dayanarak. Birlikteliğimizden güç alarak."

Dedi adam ve gözlerini açtı kadının.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Sımsıkı sarılalım teletubbyler

Utanıyorum buraya tüm iç dünyamı yazmaya.

Siz insanlar, neler neler yaşıyorsunuz? ve sonra onları unutup, saklayıp, gizleyip sanki hiç yaşanmamış gibi rol yapmayı beceriyorsunuz?

Bu mudur doğrusu? bilemiyorum.

Doğru nedir bilmiyorum. Yargılamıyorum sizleri. Ama ben kimi sevdiysem hakkını vermeye çalıştım. İlişki bitince de kimseyi kaldırıp çöpe atmadım her ne kadar aldatılmış bile olsam.

Saf ve naifim orası kesin. Kızar ve üstüme titrer o yüzden beni sevenler. Ama aptal değilim. Ne yazıkki görüyorum herşeyi.
Herkesin içinde var çirkinlikler.
Hepimiz insanız sonuçta.

Açıkcası insanın kendisi olarak kalmayı bilmesi ve çevresinden etkilenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ama dinlemeyi de bilmeli insan.

Çok mu tembelim? Çok mu sessizim? Çok mu cesaretsizim?
Hep bunları kendime soruyorum. Hep bu konularda kendime sert ve ağır eleştrilerde bulunuyorum. Çünkü bu konularda kaliteyi, çıtayı hep daha yukarı taşımak istiyorum.

Bu gün 36000 voltluk bir enerji direğinin üzerine çıkıp çalışma yaptım. düşün okuyucu 220 volt bile öldürebilir.

Şirkette bir sistem kurmaya çalışıyorum. Kimse tek başına eksiksiz değildir. Bir ekip olarak haraket edebilmesi için bu firmadaki insanların; Artılarını ve eksilerini derleyip toparlamaya çalışıyorum. Bir takım ruhu yaratmaya çalışıyorum.
Bu kolay bir iş değil. Daha önce yaptığım birşey de değil.
İç güdülerim ile yol bulmaya çalışıyorum.
Hem öğrenip, hem de öğretmeye çalışıyorum.
Bana yapılan pozitif eleştirileri mümkün olduğunca değerlendirmeye çalışıyorum.

Amatörce de olsa bir müzik grubumuz var. Herkes iş güç çalıştığı için biraz seyrek provalarımız oluyor. Stüdyoya her gittiğimizde gayet keyif alıyoruz.

Dalmaya gidiyorum. Balık tutamasamda, spor yapıyor ve zihnimi dinginleştirmiş oluyorum.
Buna ihtiyacım var.
Zihnimi dinginleştirmeye...

Sevdiğim işi yapıyorum. Ve istediğim kadar çalışıyorum.
Her sabahın köründe ofise ilk ben gelmiyor olsam da; bazen günlerce aralıksız olarak çalıştığım da oluyor.
Gururla söyleyebilirim ki; hiç bir gün orada olmak istemememe rağmen ne ofiste, ne de işimin başında olmadım.
Her günü ve her seferini keyif alarak yaşadım.

Tüm çalışanlarıma da aynı şeyi söylerim.

Eğer uykuluysanız, yorgunsanız, o gün çalışmak istemiyorsanız lütfen ofise gelmeyin.
Her gün aşk ile gelmeli ofise herkes.
Her gün birlikte güzel vakit geçirip, güzel işler başarmalıyız.
Para kazanalım tabi ama amaç burada zengin olmaktan ziyade; yaşamımızın çok büyük bir kısmını harcadığımız şirkette ömrümüzü kaliteli bir şekilde heba etmek.
Harcadığımıza değsin.
Biz inşaat işi yapıyoruz. Herşey bir kağıt üzerinde başlıyor. bom boş bir kağıtta, ayağa dikmek üzere projeler çiziyoruz. Fikir alış verişi yaparak. Üzerinde birlikte tartışarak.
En son işimizi bitirince, en üst katına çıkıp fotoğraflar çekiniyoruz.
Çalışırken yorgunluktan uyuya kalıyoruz.
Bazen derimiz etimizden ayrılıyor. Betonun içine kanımızı döküyoruz.
Bol bol küfür ediyoruz, bol bol sigara külü döküyorüz; nasıl daha iyisi olabilir diye tartışırken.
Daha iyisi, daha kalitelisi için kavga ediyoruz.
Birbirimize sahip çıkıyoruz.

İşte bu ekibi ben seçtim, ben kurdum, ben yetiştirdim.
İşte bu ekip beni seçti, fikirlerimi ve yaklaşımlarımı hayata geçirmeyi tercih etti, benimle birlikte büyüdüler.

Kardeşimle birlikte hayattan keyif alıyoruz, kavga ediyoruz. Bir şeylerin ucundan tutarak birlikteliğimizden aldığımız güç ile ileri taşıyoruz.

Güzel arkadaşlıklarımız var. Yoğunluktan çok vakit bulamıyorum ama her fırsatımı arkadaşlarımla paylaşarak değerlendirmeye çalışıyorum.

Arkadaşlarımın ofisine uğrayıp, bir kahvelerini içerim fırsat buldukça. Her seferinde de, bakarım ortalığa, sorarım "var mı bozuk birşeyler" diye.
Tamir etmeyi, sistemleri çalışır halde tutmayı, bakım onarım yapmayı seviyorum.
Mesela İlker ve Burçin'in evlerinde kapı zili takılı değildi. Onu da ben taktım. Öyle güzel melodileri olan bir zil buldum ki onlara; her kapı çaldığında beni anıyorlar... Heuheuheuheuh.
İz bıraktım işte. Bunu seviyorum.
Yaşadığımı hissettiriyor.

Bunları yazıyorum çünkü okuyucu, ben böyle anlatmıyorum kendimi. Konuşmaktansa yaşamayı tercih ederim.
Ama kendimi sürekli eleştiriyorum. Acımasızca. Bazen bana fazla geliyor bu kadar eleştiri. Kendime yaptığımdan zorlanıyorum.

Kendini kırmayı başarabilirsen gelişebilirsin. Bunu başarmaya çalışıyorum.
Zihnimi açık tutmaya...

Hayatımızın en güzel dönemlerinden birini yaşıyoruz ailecek. Ekonomik problemlerle boğuşuyoruz, Bir takım ufak tefek sıkıntılarımız var.
Ama hep beraber bir arada durmayı başarıyoruz. Kimin problemi yok ki? Hayat hep problemler çıkaracaktır karşımıza.
Problemler ile karşılaştıkça birbirinize sıkı sıkıya sarılın. Aile olmak böyle bir şey.
Sıkıntı ve sorunlarla yüzleşirken birbirinize gerek maddi, gerek manevi desteğinizi eksik etmeyin. sadece gazlamak değil, gerekirse çıkışın da. Ama her ne olursa olsun; sıkı sıkı sarılın.

Ayrıca sevdiklerinize de her gün sarılın. Bir gün artık olmayacakları gün gelecek.
Ben herkese dokunamam. kolay kolay kimsenin omzuma elini atmasına dayanamam. Herkese sarılamam.

Sevdiklerime ise kocaman sarılırım.

Bir gün ayıktım konuya; canım annem, canım babam bir gün ayrılacaklar bu dünyadan.
Her gün sarılsam öpsem de, gene de yeterince sarılamamışım, Yeterince öpememişim gibi hissedeceğim....

Yeterince koklayamamışım gibi...

O yüzden her seferinde sanki yarın gidecekler gibi öpüyorum. Sarılırken, öperken, koklarken tüm benliğime kaydediyorum.

Ofise amcam her gün uğruyor.
Hep muhabbet etmesekte, her seferinde kocaman bir sarılıyoruz birbirimize.
Oh ne güzel.

Babannemin de ellerini öperdim yere çöküp dizlerimin üzerinde oturarak. İyiki öpmüşüm, İyiki koklamışım. iyiki yüzümü basmışım avuçlarına.
Bak bu gün yok... Artık yok.

Teyzem için de aynı şekilde.
Ah benim canım teyzem. Tutamazdı bir türlü, geğirirdi hep. Yer zaman mekan farketmez koyardı bi tane.
Bazen usturupsuz kaçsa da hiç kötülemedik. Aksine ben onun bu halini hep sempatik bulmuşumdur. Biz, en azından ben, kasılırken ortamda bir tane patlatıverirdi. Hiç dışlamadık onu. her seferinde de pozitif elektriğimizi yansıtırdık ona.
İlginçtir ki; tüm gençliğinde geğirmek gibi, ağzını şapırdatmak gibi şeylere inanılmaz takarmış. O yüzden eminimki içten içe her seferinde çok utanmıştır.
Ama aile olmak böyle bir şey. Bizden utanacak hiç birşeyi olmadı. Hep sevdik onu. Her hali ile çok sevdik.

İnsan ailesinden utanır mı? Utanmasın lütfen.
İyi günü var, kötü günü var bunun. Hayal bile edilemeyecek durumlara düşebilir insan. En çok nefret ettiğiniz şeye dönüşebilirsiniz şu hayatta.

Dedim ya, problemler ile karşılaşacağız bu hayatta diye... işte o zamanlarda birbirinize daha sıkı sarılmaya gayret edin. Canınız acısa bile, yanlarında olduğunuzu bildirin sevdiklerinize. En nefret ettiği şeye dönüştüğünde insan, yakınlarından kabul görmek kadar hayat enerjisi, hayata tutunma isteği veremez şu hayatta hiç bir şey insana.

Öyle işte blog.
Sana ne yazacağımı hiç kestiremiyorum. Ne niyetle oturup ne ile kalkıyorum.
Geçen tekrar okudum seni en başından en sonuna kadar.
Her seferinde, yazarken hangi hisler ile yazdığımı çok net hatırlıyorum.
Ve her seferinde bambaşka bir adam olarak, bambaşka deneyimler ile donatılmış olarak okuyorum geçmişimi.

Canım ne zaman yandıysa sana dönmüşüm. Ne zaman Beynim hayata bakış açısını değiştirmiş, hemen gelip seninle paylaşmışım. Ne zaman dibe düşmüşüm, tüm kayıtlarını burada tutmuşum.

3 kısıma ayırdım seni blog.

1 kendimi tedavi etmeye ihtiyaç duyduğum an
2 kendimi değiştirmeye başladığım an
3 KANATLARIMI AÇIP, TÜM GÜZELLİKLERİMİ HAYATA DÖKECEĞİM ZAMAN

Evet... her kanat çırpışımda, yıldız tozlarımı salacağım dünyaya. İnsanlara pırıl pırıl düşünceler, hatıralar bırakacağım.

Yapmadım mı şimdiye kadar hiç? Ohoooo hemde çok.
Ama bilinçli olarak yapacağım 3. kısımda.
3. kısım hayatımın yeni bir dönemi olacak. Muhtemelen evlendiğim zaman. Daha doğrusu baba olduğum zaman. (3. kısma başladığım zaman gene bununla ilgili bir yazı yazacağım. Taslaklarına şimdiden başladım. Bakalım taslaklarımla, gün gelince yazacaklarım öpüşecek mi?)

Doğarız, Çocuğuzdur.
Büyürüz, ve hayatta var oluruz.
Varlığımız ile yeni bir hayat yaratırız.

3 kısımdır hayat.

Bilinçsiz ego
Ego
Bilinçli Ego.

İyiki varsın. Seni en çok ben okuyorum. Ve en çok bana birşeyler ifade ediyorsun.
Senin sayende, hatalarımı, başarısızlıklarımı, renklerimi, edinimlerimi, başarılarımı, aşklarımı, kendime olan saygımı, dirayetimi, ŞU HAYATTA OLAN KAVGAMI, ideallerimi, ütopyalarımı, korkularımı; Daha iyi tanıdım, pozitif yönde geliştirdim, traşladım.
Kendi ham taşımı yontmak için çok güzel bir keski oldun. Bende çekiç olarak seni yanlız bırakmadım blog. Güzel bir takım olduk.
Güzelce yonttuk beni.

Şimdiye kadar ne acımasız bir maceraydı değil mi? Klavye başında bu gün bile göz yaşlarımı bıraktım sana.
Babannem ve teyzemi sana yad ederken.

Dürüst olmak gerekirse, Şu hayatta bana gelecek en ağır yük kardeşimi kaybetmek olurdu. Herkes bir yana o bir yana. Onun dışında herşeyle yüzleşebilirmişim gibi sanki.
Ama yıkılırım, Arman'a bir şey olursa.

İyi geceler, yedi cüceler.

27 Mart 2016 Pazar

NEEEEEKST

Tolerans ve hoşgörü.

Bir insana çok kızabilirsin. Çok ufak bir haraketiyle derinden sarsılıp, dünyaları yıkmak isteyebilirsin.

Ve bunu yapabilirsinde. Seni tutan hiç bir şey yok.

Seni senden başka tutabilecek hiçbir şey yok.

Tek sınır akıllarımız. Birine inanmadıysan kendini teslim etmen pek te mümkün değil. Vizyon sahibi olmak; bildiklerinden öte bilmediklerinin farkındalığı ile alakalıdır. Medeniyeti bugüne getiren herkes vizyon sahibi kişilerdi. insanlığın bilgilerinin ışığında aydınlanmış; bilinenin ötesine bakmaya cesaret edebilecek kadar açık görüşlü insanlardı.

İnsan ön yargılarından, korkularından, tüm öğretilmişliklerinden arınmayı bilebilmeli ki; saf ve naif bir şekilde bakmayı bilsin. Bakışını bir çocuk gözleri ile; bir kuantum fizikçisi bilgisi ile harmanlayabilsin. Bu ikisinin harmanı, bilgeliğe giden yolu açacaktır.

Evet kızabilirsin. Çünkü önyargılarından, korkularından, öğretilmişliklerinden güç alacaksın kızmak için.
Savaş çıkarmak kolaydır. Bağırıp çağırmak... En zor şey affetmektir. Çünkü sana yapılan kötülük ve haksızlıkları affetmek büyüklük ister. (Ben yapabiliyor muyum? Hayır belki, ama deniyorum ve gelişiyorum) egonu bir kenara koyup, bireyin adına değil; daha evrensel bir bütünlük için hayatı değerlendirmek zannedersem ki ulaşmamız gereken evrim sürecinin içerisinde önemli bir checkpoint olacaktır.

Tolerans ve hoşgörü.

Madalyonun bir öteki yüzü vardır. Bir bizim bakabildiğimiz, birde bizim görebildiğimiz. Bakmak gayet fiziksel bir eylemdir. Güneşin, yıldızların ışığı yansıyarak gözlerimizde elektriksel sinyallere dönüşürler.
Görmek ise farklıdır. Bu görüntünün beynimizde ne oluşturduğu ile ilgilidir.
Çocuk ile yetişkin arasındaki temel fark ta budur. Çocuklar bizden çok daha fazla şeyi görürler. Çok daha fazla detaya dikkat ederler.
Ama büyüdükçe, daha derinleri görmeye başlar insan. Alice harkalar diyarındaki tavşan deliğinin gittiği yerlere kadar, minik bir bakış anlam bulabilir.

O yüzden, insanları konuştukları ile değil, yaptıkları ile yargılamak daha doğru.
O yüzden tolerans ve hoşgörü ile insanlara bakabilmeyi öğrenmek gerek.
Kızmamak elimizde. Sinirle davranmak, Objektifliğimizi sınırlandırıyor.
Ki hoşgörü bile sınırlayıcı.
Sadece tolerans sınırlarımızı açmak, daha sakin, daha dingin yapacaktır ruhumuzu. Dinginlik ise algımızı açacak ve ruhumuzda yeni tohumlar filizlenmesine imkan tanıyacaktır.

Kimseye ders vermeye çalışmıyorum. Okuduklarınızdan kendinize bir pay çıkarırsanız, Eğerki gelişmenizde herhangi bir faydam olduysa ne mutlu bana. Çünkü ben burada kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Başkalarının okuyabilmesinden ziyade, en çok ben okuyorum bu blogu.
Aşklarımı, Kavgalarımı, Düşünülerimi, Ruhumu açmaya çalışıyorum. Nereye doğru gidiyoruz? bunu da arada bir tartmak lazım. Kendime en iyi öğretmen benim. Çünkü kendime en iyi düşman benim. Ne kadar kendime olan zararlarımı engelleyebilir, ne kadar pozitife çevirebilirsem....

İşte o kadar ruhumda yeni çiçekler filizlenebilecektir.

İşte ben de o kadar çiçek olacağımdır.

Kendim güzel olduğum kadar, İnsanlığa da bir parça renk, bir parça güzel koku bırakma şansım olacaktır.

Tolerans ve hoşgörü ile...

Affetmeyi bilmek ile...

Bakmaktan bir adım öte, Görmekten bir adım öte

Bilinmeyene olan içgüdülerimi izleyerek; GELECEĞİN VİZYONUNU aklımda kurarak.

Heyecan ve güzel duygular ile

İleriye, geleceğe doğru.... :D



19 Mart 2016 Cumartesi

Emin misin?

Eminim ve yeni bir hayat kurmayı planlıyorum.
Hayat belirsizdir. Karşına ne geleceğini bilemezsin. Tek yapman gereken bulduğun kıymetli taşları saklamak olacaktır.

Facebook sordu bana; Bunu silmek istediğinize emin misiniz diye.

Eminim. Çünkü geçmişi ait olduğu yere; geçmişte bırakmak gerekli.
Geleceğin ne getireceğini kimse bilemez. Ama hayat akmayı bırakmayacaktır. Akıntıda geçmişe takılı kalmak yerine, geçmişten aldığı güç ile geleceğe hareket etmesi insanın, görevidir.

PİŞMAN OLMA.
KEŞKELERİN KALMASIN.

bunlar seni geçmişe takık bırakır.
Hayatın sularında ilerlemeni engelleyecektir.
Acını bile çekerken, Keşkelerin kalmayacak şekilde çek.

Yeni bir hayat kurmak istiyorum. Bunu hakediyorum. Kimseyi üzmemek için elimden geleni yaptım. O yüzdendir ki; tam da bu sıralar kendimi temizlemeye ihtiyacım var.

O yüzden temizleyeceğim. TEMİZLENECEĞİM.

Çünkü yeni gelecek olan, beni temiz bir şekilde hakediyor.

Ben de daha azına layık değilim.

Her şey güzel olacak. Buna inanıyorum.

Kalbim, aklım, ruhum ve bedenim bana bunu söylüyor.

Mutluyum. :)

-----

Bu fotoğrafları silerken. Farkettimki; güzel görünüyorlar ve hepsinin birer hatırası var.
Birde madalyonun öteki yüzü var.

Biraz içim acıdı o öteki yüzdeki hatıralar yüzünden.

Bir daha hatırlamak istemiyorum onları... O kötü olanları.

21 Şubat 2016 Pazar

EAK 'den EA-K'ye

Büyüdüm artık.
Daha farklı düşünüyorum.
Evrimleşiyorum.
Büyümem daha henüz bitmedi. Öldüğüm zaman bitecek.
Konu büyümek değil; ağaç gibi büyümenin bir noktasında insan da meyve vermeye başlıyor.

Fonda Chillsep mix çalıyor. Ruhumu dinginleştirmesi için.

Gidişin ile birlikte Gel-Gitlerim azalmadı, artmadı da....
Sana olan aşkımın, inancımın kıyısına vurup duruyor bedenim. Tekrar tekrar derinlere çekiliyor... Tekrar tekrar boğulmak için....

Daha iyi hissetmiyorum kendimi. Yokluğun daha iyi değil. Varlığını uzakta, bana hediye ettiğin bilekliği de üzerimde taşıyorum.
Kalbim çok kırık değil... Çünkü birbirimize karşı çirkinleşmedik. En azından ben öyle düşünüyorum. Ve bu seni tanıdığım herkesten çok daha ayrı bir yere koyuyor Kroliçem.

Seninle birlikte gülmeyi çok seviyorum. O kadar çok ki; bu bende bir alışkanlık haline gelmiş.
Sana olan aşkım çok taze, iki senede bitirememişiz. İlk günkü kadar saf, ilk günkü kadar sert.

Sen hiç hayal ettiğim gibi değildin. Hayal gücü sınırlıdır EA. Demek istediğimi anlıyorsundur umarım.

Ne yazacağımı bilmiyorum. Klavye başına oturmam gerektiğini hissettiğim için oturdum. Sen çok iyi anlarsın; söylenecek kelimelerin boğazında düğümlenmesini... Seninle en son ağaçlıda oturup çayla kahvemizi yudumlarken; elini avucuma alışım gibi, korkak ürkek içten.... ilk sefer gibi...
İşte bu şekilde, ilk sefer sever gibi seviyorum seni hala.

Sen kusursuz bir insan değilsin. Kim öyleki zaten? Bir kısmını sindiremesemde, çok büyük bir kısmını sevgi ile kucakladım. Aşırılıklarına uymaya, eksiklerini doldurmaya çalıştım kendimce. Ortaya güzel bir tablo çıkardığımı düşünüyorum.
Sen güzel bir tuvalsin EA.

Niye ayrıldım ki senden?

Hayatımızda yaşananların önemli olduğunu düşünüyorum, Yaşamamız gerektiği söylenenlerden ziyade.
Bazen kalbini dinliyorsun. Bazen aklını. Bu ikisini seviyorum. Bazen ise hiç ama hiç sevemediğim bir yanın ortaya çıkıyor ve karanlık kabuslar, korkular, çok garip düşünceler içerisinde buluyorum seni. Bu yönün ile başedemiyorum. Beni korkutuyor.

Kümülatif hesaplama yöntemi ile irdeledim tüm yaşadıklarımızı.
Geldiğim nokta şu an burası.
Bitmiş değilsin benim için. Bitmeyeceksin de asla her ne olursa olsun. Daha eksiye de gitsek, ne seni ne de hayatımdaki yerini unutmayacağım.
Örnek vermek gerekirse; acıktığım zamanlarda pek yemek yiyesim gelmiyor. Bir şey eksik çünkü. Ben senin yaptığın yemekleri yemeye alıştım. Lezzeti çok güzeldi ama sebebim bu değil. Benim için yemek yapman çok anlamlıydı EA. Elinden yemek yemek ne de güzeldi be kadın.

Bir yandan da, (Seni suçlamıyorum bu konuda asla ama haklı olduğumu sen de biliyorsun) sen kitap okumayı, dolaşmayı, bir takım şeyleri nasıl bıraktıysan; bende beni ben yapan bazı şeyleri bırakmıştım... Bir tekdüzelik hakim oldu aşkımıza. Aşkımızı azaltmadı ama; arttırmadı da. Halbuki biz birlikte saklı kentin Krol'u ve Kroliçesiydik. Ne ara evde pinekleyen, Kış uykusuna yatan troller olduk?

Hayattaki TAHRİK unsurumu kaybettim.
Şimdi ise onu geri kazanmaya çalışıyorum. Kazanıyorum da. Ama içinde sen olmadığın için üzülüyorum.

1+1=3 olmalıydık. Ama 2=1 olduk... Acımasızca değil, kabaca yorumlamaya çalışıyorum. Anlatmak istediğim; potansiyelimizin hakkını veremediğimiz. Çünkü bir takım konulara takıldık...

Sevmediğim yönlerinden biri... Bir konuya her ne kadar takılırsan takıl, aynı zamanda farklı konuların varlığını da unutmadan hayatta ilerlemek gerekli.
Saplantı haline getirmeden...
Nefes almayı zorlaştırmadan...

Bugün yaptıklarımız, yarın yapacaklarımızın habercisidir...

Sevdiğim kadının yanına ayaklarım yürümekte zorlaşır oldu... Genede abarttığıma bakma seve seve geldim. Ama iki günde bir malum konular açılıp durdu.

Doğru zamanın gelmediğini anlamak bu kadar mı zor? Seni sevdiğimi ve istediğimi. Benim için bir imzanın kıstas olmadığını. Eğer topluma uymak için atılması istendiğinde, bunun benim sana olan aşkıma hakaret olduğunu. SENİ ÖZGÜRCE SEVDİĞİMİ, VE SANA OLAN AŞKIMIN ÖZGÜRLÜĞÜNE LAF SÖYLETMEYECEĞİMİ, bu yüzden buna olur vermeyeceğimi...

Belki abartıyorum... ama işin özeti şu;

Bazı cevapları ne kadar sorarsan sor alamazsın. KENDİN BULMALISIN.
Aradığın güven kelimeler ile bulunabiliyorsa bence YETERSİZdir...

Güven kelimeler ile bulunmaz. Güven bir karardır.
Bana güvenemediğini söylediğinde; SENİNLE İLGİLİ KARARIMI VEREMEDİM, diye çınlıyor kulaklarımda...

Bazı şeyleri saklıyorsun ya "hakeden" için... Beni nereye koyduğunla alakalı diye düşünüyorum. Çünkü bu tip şeyler kafanda büyümüş konulardır. Kendi kendine koyduğun engeller ile alakalı düşünceler.

Beni seviyorsun. Bunu biliyorum. ve eminimki sebeplerinden biri de; Sana sende olan, seni koca koca halatlarla bağlayan, düşünsel özgürlüğünü demirleyen halatları "kendimce yöntemlerle" çözüyor olmam.

Şu an bile onlardan birindeyiz EA. Ben öyle hissediyorum. Toplumun sana, yanlışlıkla bir balığın ağa takılması gibi taktığı, ipleri kesmeye çalışıyorum. Saklanma ihtiyacı hissediyorsun. Düşündüklerinden, yaptıklarından... Bence çok güzelsin. O yüzden ikide birde güzel kadın diyorum sana. Fiziksel güzelliğinden bahsetmiyorum, Ruhunun güzelliğinden bahsediyorum.
Fiziksel güzelliğin için sevmedim ben seni. Ruhunu sevdim senin. Katapult gibi ellerini sevmedim, dokunuşundaki amacı sevdim. O yüzden güzel hissettirdi dokunuşların.

Ama bir yerde kapattın kendini bana. Bunu biliyorsun değil mi?
İlginçtir ki; ayrıldıktan sonra da son zamanlara göre baya bir açtın kendini... Demek ki; korkularından arınman gerekiyormuş. Korkularını ZATEN YAŞADIĞIN İÇİN; beni, korkmadan yaşayabildin.

Ne derler; en güzeli ayrılık sevişmeleri dir. Kaybedecek hiçbirşey kalmamıştır çünkü...
Seni tutan bağlarından sıyrılmışsındır.

Bende beni bağlayan tüm bağlarımdan kurtulamadım belki güzel kadın. Ama bizi bu ayrılığa getiren konuda bağlarım yok. herhangi bir önyargım yok. varsa beni tutan ipler; başka konularda onlar...

Hala bile gel gitler yaşıyorum. Bir yanım seni çok özlüyor buna emin olabilirsin.
%50 %50 durumundayım.
Zaman zaman, Koşa koşa sana gelmek istiyorum.... Tıpkı seninleyken koşa koşa kaçmak istediğim zamanlar olduğu gibi.
Ama o zamanlarda bu düşüncelerimi nasıl dinginleştirmesini bildiysem, Bu gün de sana koşmuyorum.

KOŞMUYORUM.... Yürüyorum. Çünkü bir yere yetişmeye çalıştığım yok. (Üzülerek/senin aksine) bir tanecik hayatımız var. Herşey doğal gelişmeli... Zorlama olmamalı yaşanan şeyler.
Çünkü hedefe koşarken, etraftaki güzellikleri görmeden geçmiş bir hayat, zannedersem amacına asla ulaşamamış olacaktır.

İşte bu yüzden ayrıldık... Ben sana ayak uyduramıyorum. İşte burada eksik harmoni... Çok uygun olduğumuzu bende biliyorum. Ama seni bir yük gibi aşşağı çektiğimi düşünüyorsun. Gerek "çocuk yapma yaşım geçiyor" düşünülerin, gerek sana olan sevgimi sorgulayışın vs. kendimi sana bir yük gibi hissettiriyor.

Özgürsün şimdi... Hem benden özgürsün, Hem toplumun "o seninle oynuyor" baskılarından, İstediğin işi yapabilirsin artık ayak bağın yok. İstediğin işi yaparken "benden" feragat etmiş olmayacaksın. Annen ve baban "hadi evlenin artık" baskısı yapmayacak sana benimle ilgili. Yada onlara "seninle oyun mu oynuyor bu çocuk" diye sorarlarsa, bu sorunun baskısını hissetmek zorunda kalmayacaksın...

Senin özgürlüğüne senden daha çok takık olmam kulağa güzel geliyor. Sevgimin saflığından dır.
Doğrudur yanlıştır o tartışılır. Ama saflığı tartışılmaz.

Birde üzülerek söylüyorum ki; benim ailem sana yakışmıyor. Yanlış anlama, çok güzel insanlar, çok saygı duyuyorum onlara ve hep hayatımda olmalarını isterim.
Ama bazen biraz kendilerini yüksek mi görüyorlar diye düşünmüyor değilim. Hataların oldu EA. Bunları telafi etmek için "yeterince" emek gösterdiğini düşünmüyorum. Ama onlarında yeterince emek gösterdiğini düşünmüyorum.
Özellikle de annemin yaklaşımları inan bana, kalbimin ta derinlerinden yaralıyor beni...
Ailem benim sorumluluğumda. O yüzden onlardan hiç bir koşulda vazgeçmem söz konusu olamaz...
Ne sende, ne de onlarda aradığım şeyi bulamadım.
Son düşünülerimin ışığında, bu eve bir gelin getirilmesini haketmediklerini düşünüyorum...

Sen benim sevdiğim kadınsın...
Annem telefonda "hadi yemeğe gel, Yemeğe geliyor musun?" diye her sorduğunda neden tekil konuşuyor diye düşünüyorum. Düşünüyorum ve utandırıyor beni...

Sen neredesin annemin söylemlerinde?

Senin bu iş olayların ile ilgili ilk günlerde annemle konuşmuştum.
EA bir iş teklifi aldı, Bunu kabul edip İzmire geçerse, ve eğer bu süreç DÜZGÜN ve DOĞRU BİR ŞEKİLDE geçerse ona evlenme teklifi etmeyi düşünüyorum. demiştim.

o da senin bu iş olayını, beni evliliğe sürüklemek için ortaya atmış olabileceğini, İzmire gideceğine inanmadığını söylemişti. (böyle düşünmesinde bir sakınca olduğunu düşünmüyorum. Farklı bakış açıları sunması kötü birşey değil)

Bense sana inanıyordum. ve emin ol içten bir şekilde gitmeni istiyordum. ona da aynen bunu, yukarda yazdığımı söyledim. Bu sürecin sonunda sana evlenme teklif edebileceğimi...

Olaylar pek de istediğim şekilde gerçekleşmedi. Süreç umut değil, UMUTSUZLUK vaad ediyordu senin için.
bu beni süphelere düşürdü.
Dedim ya, dokunuşun estetikten yoksun bile olsa, arkasındaki sebepden dolayı çok anlamlıydı.
O yüzden bu sürecin sebeplerini araştırdım. Sebebi umutsuzluktu, korkulardı...

Bakma bende suçluyum bir çok sebepten. Ama hepsi ile ilgili özürlerimi diledim ve bir daha yapmamak için kendimi değiştirdim. Evrildim...

Sen özür dilemek ve suçlarını kabul etmekte güçlük çekiyorsun...
Ama evrilmeye de açıksın...

Fakat bazı konular çok hassas... Fiziğin temel yasaları gibi. Onlarda tolerans ve anlayış göstermek benim için çok zor. Ancak hoşgörü gösterebilirim ki; hoşgörü yü kendinden aşşağı olanlara gösterirsin... Sen benim eşim olacak isen, seni kendimden aşşağıda görüp te, hoşgörü gösteremem.
Toleransın bittiği yerde senin için acılar başladı ise bil ki bu sebeptendir.

Çünkü sen sevdiğim kadınsın. Belki canını acıtacak da olsa, sana herkese davrandığım gibi davranamam. Benim için farklısın.

En çok şiddete sen maruz kalacaksın. en büyük fırtınalarıma...
En dingin limanım sensin çünkü.
Bana vurmasına izin verdiğimsin sen...

Çünkü sen sevdiğim kadınsın.

Neyse Özeti ile;

Bilmiyorum hikayemiz bitti mi... Zaman gösterecek. Daha iyiye yada daha kötüye...

Ben ise bu seyahatin keyfini çıkarmaya çalışacağım elimden geldiğince... Koşmuyorum... Seni seviyorum...

Sevgilerimle.

EAK'den EA-K'ye




5 Aralık 2014 Cuma

Bir veda mektubu

Sana bir özür borçluyum...

Çünkü seni sevdim. Gerçekten tüm kalbimle sevdim seni. Bunu bilmeni isterim öncelikle.

Tıpkı benim için kendini zorladığın, başka kimselere açmadığın gibi bana kendini açtığın için sana kocaman bir teşekkür borçluyum. Daha önce de söyledim, ben kendimden başka kimsenin bir başkasını böyle güzel sevdiğini görmemiştim seninle tanışana kadar. Sevgin ve sevişin, seninleyken gözlerimi dolu dolu yapardı mutluluktan, şimdi de yapıyor mutluluğu eksik olaraktan.

İçim rahat çünkü senin gururunu asla kırmadım, seni asla aldatmadım ve asla hiçbir konuda en ufak bir yalan söylemedim sana. Tüm kalbimi içtenlikle sonuna kadar açtım sana Esra. Ve bundan gurur duyuyorum. Çünkü benim için çok zor bir şeydi kalbimi birisine açmak. Bu zor şeyi seninle birlikte başarabilmiş olmak, bunun altında senin gibi bir kadının imzasının olması gurur verici.

Sana kadınım dedim, seni kadınım olarak gördüm ve erkeğin olarak sana layık olmaya çalıştım. Yer yer hatalarım oldu, bazen sert çıkıştım bunu kabul ediyorum. Hatalarımı düzeltmeye çalıştığım kadar (çoğunu başardığımı düşünüyorum) sert çıkışlarımın sebebinin yanlış gördüğüm şeyleri düzeltme çabamı çok ciddiye almamdan kaynaklanıyor olduğunu bilmeni isterim. Sana borçlu olduğum özür işte bu süreçlerde seni haddinden fazla üzmüş, bazen ağlatmış olmamdan dolayıdır.

Asla seni üzmekten çekinmedim. Ama asla seni ağlatmak değildi niyetim. Haddinden fazla olan, tüm aşırılıklarım için özür dilerim. İnsanlar hata yapabilirler. Büyüklüğüne sığınıyor ve beni affetmeni diliyorum.


Herşeyin çok ani geliştiğini biliyorum. Anlamakta, inanmakta zorlanmış olabilirsin. Sorumluluğun tamamı bana ait olmakla birlikte, konunun bu noktaya gelmesi ikimizin tutumundan kaynaklanmaktadır. Konuyu bu noktalara getirtmeyebilirdim. Bana verdiğin sözlerden birini kullanıp istediğim cevapları senden alabilirdim. En son sana verdiğim cezanın gereği olarak istediğim cevabı alabileceğimi ikimiz de biliyoruz.

Ama sen hep olmak istediğin kadar benim kadınım oldun. Bu şu demek; senin özgür iradene rağmen sana sahip olamam... Pazar günkü tartışmamız da buna bir örnek teşkil ediyor.
Özgür iraden ile sana sorduğum basit bir soruya cevap vermedin. Sana dedim ki "bu soruya cevap vermezsen ben bu ilişkiden çekiliyorum". Buna rağmen cevap vermemeyi seçtin. Yani sakladığın sır ne ise, benim kadınım olmaktan daha fazla önem teşkil ediyordu senin için.
Ben sadece sana, ve senin cevapsız kalma hakkına saygı duydum. Duymak zorunda hissettim kendimi. Ama ne yazık ki konunun gelişimi gereği; bu cevabı almamak benim için kabul edilebilir bir şey değildi. Kabul edilebilir olmadığını çok açık ve net bir şekilde anlattığımı düşünüyorum. Neredeyse bir saatten fazla "bu cevapsızlığın" kabul edilemeyeceğini; cevap veremiyorsan neden cevap veremediğini, bunu da açıklayamadığın halde (tam kelimeleri bunlar olmasa da) ortaya beni yatıştıracak bir şeyler koyman gerektiğini anlattım sana.

Cevapsız kaldın...

Daha ılımlı olurum dedin. Daha bir çok şey söyledin... Bir çok güzel şey söyledin... Söylemesi zor, anlamı çok derin bir çok şey söyledin.
Hani ilk defa "seni seviyorum" diyene kadarki süreçte, içimizde tutmamız, dilimizin ucuna gelipte zorla tuttuğumuz "seni seviyorum" cümlesinden defalarca daha zor cümlelerden binlerce söyledin bana...

Üzücü olan şu ki; bana söylemediğin şey... Ben anlıyorum söylediğin sözlerin (her ne kadar yeri ve zamanı bu olmasa da) derinliğini. Demek ki, ilişkimizin bitmesini bile göze almak daha kolaydı senin için...

İşte bunu göze alabiliyor olman; sana "cevap vermez isen ayrılmak istiyorum" diyor olmama rağmen, Seni uyarıyor olmama rağmen uyarılarımı hiçe sayarak cevapsız kalman dır bu ilişkinin bitmesini bende sağlayan...

Bana, bize, erkeğine sahip çıkmanı beklerdim senden.

Dediğim gibi, Sorumluluk benim üzerimde. Bitmemesini sağlayabilirdim, istediğim cevabı alabilirdim. Daha yumuşak bir tutum gösterebilir, biraz bekleyebilirdim.

Yapmadım. Ve bu ilişkinin bitmesinin sorumlusu benim.
Anlatamamışım sana demek ki; her ne cevap verirsen ver senden kopmayacağımı, bağırıp çağırsam da akşam seninle aynı yatağı paylaşacağımı...
Ben anladığını düşünmüştüm... Ne olursa olsun, Dürüst olduğumuz sürece birbirimizi kabul edebileceğimizi.
Dürüst olmamayı seçtin. Belki anlayamadığından, belki korktuğundan, belki paniklediğinden...

Sana düzgün bir şekilde anlatamadığım için kendimi özür dilerim. Elimden geleni yaptım. Elimden gelen yetmediği için beni affet.

Kimseden ayrıldığım için özür dilemedim.
Gerçekten bunun olmasını istiyordum. Bu yeni Arda ilk kez seni sevdi Esra. Elinden geldiği kadar kendisini ortaya koydu buna inan. İstediğim gibi olmadığı için üzgünüm.
Geçmişte yaşadıklarımdan dolayı üzerimde kalan deneyimler ve korkular var... Haklı olduklarından neredeyse emin olduğum korkular. Bu korkular beni pazar günü o cevabı almaya ve HEMEN almaya ittiler.

Korkularımı aşamadığım için üzgünüm. Korkularımı aşamadığın için de üzgünüm. Bunu senden beklemek belki sana ağır bir yük bindirmek bunu biliyorum ama gücüm yetmiyor bunları geride bırakmaya. Aldatıla aldatıla sonunda bu korkular benim bir parçam olmuş gibi...

Beni sert bir adam olmaya itiyorlar...

Hikayenin sonunda godoş olmaktan sa sert olmayı tercih etmek benim yapım...

Ben buyum... Sert çizgilerim var. Oraları geçemez kimseler... Daha doğrusu henüz kimse geçemedi...
Sen din tek aday kimselerin ayak basmadığı topraklarımı fethetmeye...

Hikayemizin sonu gibi gözüken bu günlerde;
Seni tüm kalbimle sevdiğimi,
Geldiğimiz noktadan dolayı yoğun bir üzüntü ve hüsran içerisinde bulunduğumu,
Ayrılık kararımdan dönmediğimi,
Gözlerinden akan her damla yaş için tekrar tekrar özür dilediğimi
bilmeni isterim.

Geleceğin ikimiz için de güzel günler getirmesi dileklerimle.

28 Haziran 2014 Cumartesi

Sımsıkı

Bazen avuclarimin arasından kayar gibi...
Ama genede tutunuyorum sana, neden? Durustlugunden dolayi kayar gibisin, kimseyi birakmadim dürüst olduğu için. Ama ellerim bu gerginlikten acidi açıkçası.

Hayal ettiğimde seni; çocuklarıma masal okuyan bir anne canlanıyor gözlerimde. Nasıl da severdim annemin bana anlattığı masalları.
Ben bazen hoduk olurum, ki olsun erkekler biraz hoduk. kıvamında yani. Ama sen hep kibar kalmak için kicini yirtarcasina şefkatli olurmussun gibime geliyor. Bu şefkat gösterilmeli çocuklarıma. Güzel bir anneleri olmalı. Icten bir kadın. Ruhunun bedeni ile dans etmesine izin veren, ve bunun igreti durmadigi bir kadın. Icindeki pislikleri bile sevebilecegim...

Nasıl emanet ederim yoksa kendimi, cocuklarimi?
Kelimeler de değil, davranışta ahlaklı. .. lafta değil özünde kadın gibi kadın.

Kadın gibi kadın yani... sevgilim deyip kolundan çekip goturebilecegim, ama kendisinden odun vermeden benle gelen, yanimdaki varlığı % 100 kendi gönülu ile olan, bundan koşullar ne olursa olsun vazgecmeyecegini bildiğim bir kadın. Güvenilir bir yol arkadaşı yani.

Zor şeyler aradiklarim. Eğer tutunuyorsam sana, kendime çekmek için ugrasiyorsam bunların olabilme ihtimalini sende gordugumden dir ellerimin acisina aldirmayisim.

Birde klavye lazım olmuyor böyle telefondan yazmak. Hisleri aktarmak çok zor.

10 Haziran 2014 Salı

Kondisyonsuz Adam

Sen sen her yerim
Birkaç dokunuş ve ben ben her yerin.
Üzerimde taşıyorum hala dokunuşlarını. Ne yazikki tenimdeki izlerin yavaş yavaş kayboluyor dakikalar saatleri kovaladıkça.
Bir değişik sevdim seni. Rahat rahat kızabilirim gibi hissediyorum. Bu Benim için önemli; kedim gibi olabilmeliyim. Ne kadar rahat okdar güzel. rahatça kızabilirsem rahatça sevebilirim de.

Alışkanlıklarını kaybetmiş bir adamım ben. Sana alışmaya çalışıyorum. Kendi içimde bir savaş demek bu. Senin için savaşıyorum.

2011 den beri kimseyi sevmedim. sevişmeyi unuttuğum kadar sevmeyi de unuttum. Yeniden öğrenmek için emek harcıyorUm.  Bunu senin için; Senin bende bıraktığın ben için, kamyoncu ile uzun yol yapmak için uğraşıyorum.

öyle işte blog: dökülesim geldi..


24 Aralık 2013 Salı

(: Su :)

Şimdi sen “su” olduğunu düşün

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok tükenmez

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin

Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak

Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın

Unutma: Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin

Gürültünün parçası olursun sadece...

Suyun yanında olanlar suyu enaz içenlerdir

Çünkü “su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye

düşünürler

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi

Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye

çalışmadı şimdiye kadar

Hepsi hep sabahın en sakin anını bekledi

Suyun durgun yerlerini bulabilmek için

Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler

Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamanda

Sen hep bir su olduğunu düşün... Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi

vazgeçilmez

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün ama su gibi yaşatıcı ol

Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil...

Sen bir su ol... Ama rahmet ol: afet değil

Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme,

Sana felaket denmesin...

Su isen bir bardağa sığabil ki damarlara giresin

Ve suya benzediğini unutma...

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-
tükenmez olduğunu da unutma

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,

Su gibi de kıyametler koparabileceğini unutma...

Unutma: senin işin rahmet olmak, afet değil.

Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin:

Küçük ırmaklaea ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat

verirsin çevrene

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe

Yoksa hep duyulmayan dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun, seller, afetler

gibi...

Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak.

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece

bomboş ve anlamsız

Sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara...

Ama yapman gereken su, değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleceğini,

Düşüneceksin kimin dinleyip, dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını,

Düşünceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...

Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu

düşüneceksin...

Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeler

seçmeye çalışacaksın

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde,

Saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında vapurun kalkacağı iskelede hazır

olmaları gibi,

Sende fikrini bildireceğin kişinin “kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin...

Demeyeceksin “ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede

gelmek zorunda”

Demeyeceksin “ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim”

Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını

anlamak zorunda”

Keşke öyle olsaydı... Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil

Ağzını açıp, “şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye

çalışan bir ceylan gördün mü?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her yaratık

gibi...

Hadi sen şimdi “su olduğunu düşün” ve kendini “su gibi” hisset

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...

Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu hatırla...

Ama yine su gibi “bir küçük bardağın içine” sığdır ki kendini

Girebilmeyi öğren insanların damarlarına

HAYAT VER... VAZGEÇİLMEZ OL...

29 Kasım 2013 Cuma

Hiçliği arayan adam.

"Mangonun tadını bilmeyen birine, mangonun tadını nasıl anlatabilirsin?"

Gerçek var olabilmektir. Ve bunun ötesinde başka bir gerçek tanımıyorum.

Mutlu olmaya çalışıyoruz. Kovalıyoruz mutlu olmayı. Tüm isteklerimizi, tatmin olmamız için gerekli olan her şeyi sağlayabilseydik eğer varlığımızın bir anlamı kalmazdı ve tüm gerçekliğimizi yitirirdik.

Bir gerçek yaratabilmek için, bir neden yaratmak yeterlidir...

Hep paralel gerçekliklerden konuştuk... Hep zamanın bükülebilmesi, gerçekliğin incelenmesi...

Hep VARLIKTAN konuştuk... Hiç yokluktan bahsetmedik insanoğlu olarak...

Olmayanı düşledik gerçeği ararken. Hiçbir zaman gerçeğe de ulaşamayacağız ayrıca. Gerçeğe ulaşmak demek gerçeği yok etmek demek. Çünkü gerçek, kovalandığı sürece varlığını sürdürebilmekte.
Çünkü gerçeğin var olabilmesi için bir neden yaradılmış olması gerekir. sürekliliğini koruyabilmesi içinde nedeninin açıklanamaması gerekir...

Neden varım? Neden varsın? Hep kendine sorduğun soru bu değil mi? Varlığımızı sorguladık hep. Tanrıyı yarattık bu arada, varlığımızı açıklayabilmek için. Çok basit ve güzel değil mi? Nedenini bulamayacağımız bir hayal yarattık kendimize; Çünkü nedenini bulabilseydik varlığımız hiç olmamış olacaktı. Gerçeklikten silinecektik...

Bunu bulanlar, ve düşünenler yok olmuş olmalılar. Tam ifade etmek çok zor açıkcası; Yok olmuş olmaktan da öte birşey... Hiç varolmamış olmak...

Tanrının varlığına inanmak... Tanrınında ötesinde birşeyi arıyorum. Belkide bugüne kadar kimsenin cesaret etmediği birşeyi... Daha doğrusu; HİÇBİRŞEYİ ARIYORUM...

İnanıyorum ki, yaratabilmemiz mümkün... Zamanda dolaşabilmemizde, paralel evrenlerde...

Herkes, Neden sonuç içerisinde yaşıyor hayatını. Ama şu soru hep kurcalıyor aklımızı; insanı seçmeye iten ne? Her seçimimizin, herkesin, herşeyin her ihtimalinin var olduğu paralel evrenler dokusu...

şimdilik şunu arıyorum;
Evrenimizin, sonsuz bir hiçlik içerisinde varolduğunu düşünüyoruz. Ben ise, tüm paralel evrenlerin, Varolan bilinen ve hatta henüz daha keşfedilememiş olan tüm gerçekliğin neyin içerisinde olduğu sorusunu yöneltiyorum... Tüm paralel evrenlerin, tüm varlığın etrafını kaplayan hiçlik...

Biz nedenselliği biliyoruz. Nedensizliğin içerisinde nedensellik evrenimizdeki bir kum tanesi kadar küçük kalıyor olsa gerek...

Nedenselliğin içerisinden bakıp nedensizliği anlamak mümkünmü bilmiyorum. Sanırsam bu Matrix'in içerisinden çıkmak gibi olurdu. İhtimalsizliğine inanmak pek mümkün değil benim için...

Benim için hayat hep ihtimaller dahilindedir... Hiç bir şey kesin yargılar ile kestirilip atılmamıştır. Gerçeği kovalamaya devam ediyorum yani... Gerçeğe ulaşmak değil amacım, Çünkü varlığımı sürdürmek istiyorum.
Açıkcası bunu bu şekilde yapıyor olmamda gayet mantıklı. Gerçeğe ulaşmaya çalışmak için var olmak bir mecburiyettir. İyi yada kötü olduğu için değil; Nedensellik gerçeğin bir parçası. Halbuki nedensizliğin içerisinden bakabilseydim herşeyi görür, herşeyi hisseder; Tüm tarihi, tüm evreni, tüm paralel evrenleri, aklınızın aldığı ve alamadığı tüm sonsuzluğu kendi benliğimde hem var eder, hem hisseder, hem bilir.... HEMDE BENİM İÇİN HİÇBİRŞEY İFADE ETMEMESİNİ...

Birşey ifade etmesi için bir nedenim olmazdı çünkü... çünkü hepsini aynı anda yaşardım...

kelimelerim kifayesiz kalıyor... anlatmak için bile... yaşamak değil tam demek istediğim.
İçime tüm zamanı, tüm varlığı, tüm bilgiyi, tüm yaşamları.... herşeyi ve hepsini aynı anda içime sokmayı....
hem içime hem dışıma sokmayı...
dışarıyı içime, içimdekini de dışarı çıkarmayı...

Bu arada tüm bunları düşünürken, Düşüncelerimin beynimde kıpır kıpır dolaşması.. Cümlelerime başlayıp, sonunu getiremeden unutmam...

Umarım bu yazdıklarım tekrar okuduğumda bana yol gösterebilecek bir harita olur...

Hiçliği anlamak istiyorum...

Hiçliği arıyorum.

Boşluğun, yokluğun ötesine bakabilmek istiyorum.

Bir gün öleceğiz. Bir arkadaşıma da daha önce söylediğim gibi "kendi kendimize sorduğumuz birçok sorunun cevabını öldüğümüzde alacağımıza inanıyorum" ve ilk defa ölümümü heyecan ile bekliyorum.

Ölümünü ne kadar çok kovalarsan, o kadar var olursun. Ölüm gerçektir çünkü... Gerçeğe ulaşmaktır bizim tüm hayat amacımız... Ulaşmaya çalışmak...

Yaşam, ölüme ulaşmaktır...

Ölmez isen, yaşayamazsın... Yaşamaz isen ölemezsin...

Klişe bir sözdür; Hiçlikten gelip, hiçliğe gidiyoruz...

Varlık, gözlemlediğin sürece vardır. Bakmadığın, algılamadığın anda yok olur. Sen öldüğünde, Tüm evren de seninle birlikte yok olur.

Aynı, Matrixe bağlı olduğun fişin sökülmesi gibi. Matrixin tüm gerçekliği, senin matrixin dışına çıktığın ana kadardır. Dışarı çıktığın an artık her şey sadece elektrik atomlarının belirli bir mantığa göre hareketinden öte bir şey değildir.

Anlatmak zor... Mangonun tadını bilmeyen birine, mangonun tadını nasıl anlatabilirsin?

Şimdi birde hiçliği anlatmayı dene...

19 Kasım 2013 Salı

Kısıtlanmak, Daralmak... İnsan olmaya çalışmak... Ve AŞK yapmaya uğraşmak.

Senden sonra aşık oldum belki ama aşkı yaşamadım tekrardan. Açıkcası yaşamak istemedim önceleri. Sonradan ise; istesemde istemesemde pek farketmiyordu. Çünkü Aşk yoktu hayatımda ve ben bununla barışıktım.

Hala da barışığım açıkcası. Aşık edemedi hiçbir kadın beni kendine. Önceleri ben pek yanaşmadım güzel sözler söyleyenlere. Açıkcası sonraları da vazgeçtiler. Ki mutluydum bunun böyle olmasından her ne kadar kendime açık açık söyleyemesemde. Çünkü artık gerçeği istiyorum.

Güzel bir baba olurdum diye düşünüyorum. Çocukları çok severim çünkü. Onlarla oynamayı. Öğretmeyide severim, Herkese, Türlü türlü herşeyi...

İsterimki, çocuğuma olan aşkımı aşkım dediğim kadın bile kıskansın. İsterimki, küçük meme kendini ARTIK İYİ HİSSETSİN (Bir memesi daha küçüktür kadınların diğerine göre). Eve geldiğim zaman, gündelik sıkıntılarımı birkaç saniyeliğine unutup sevdiğim kadına sarılabileyim. Tamam belki sarılmam her zaman ama bir "hoş geldin" sözünü duyayım. Dikkatim dağılsın işte birkaç saniyeliğine bile olsa.

Bazen diyorum, şöyle bir keyifle uzansam ve sıcacık suyla ayaklarımı yıkasa sevdiğim kadın. (ne kadar da gerici hissettiriyor bunu söylemek... Toplumun bize baskıladığı yargılardan olsa gerek) Sonra bende onunkini yıkasam. Utanılacak bir şey olmasa bu aramızda... utanılacak bir şey olmasa...

Sokağa çıksak... Taksime belki... Sevdiğim kadını omuzlarıma alsam, hakettiğini düşündüğüm yere daha yakın tutsam onu... Yorulana değin... Utanılacak birşey olmasa bu... Kötü kötü bakmasa keşke insanlar...

Sonra sevişsek mesela. Daha doğrusu AŞK yapsak. Kendi geyiklerimiz olsa, sadece ikimizin bildiği. Onları fısıldaşıp gülüşsek. Zordur AŞK yapmak. Boşalmak kolaydır da, Zordur aşk yapmak... Herkes yapamaz. Üstelik herkesle de yapılamaz.

Hissetmektir çünkü; öpüşürken kendi dudaklarını onun dudaklarından hissedebilmektir. Onun sinir sistemine tecavüz edip, yada hackleyip, onun hissettiklerini paylaşmaktır AŞK yapmak. Empatiyi bis sonraki adıma taşımaktır. Çükün kukuya girip çıkması değildir sadece.

Erkekler ilginç yaratıklar, yaradılışları gereği. İçgüdüsel olarak sürekli boşalma isteği içerisindeler. Vücutları dur durak bilmeden sperm üretiyor ve fazla olan yükün boşaltılabilmesi için çeşitli kimyasal değişimlere uğratıyor bünyeyi.... Sabah ereksiyonunun hastasıyım. Efsane bir his :)

Kürtaj yasak olmamalı... Yasak olursa, bu bağlamda mastrubasyon sonucunda ölüme giden spermler de cinayet sayılmalı. Nereden bakarsan bak %50 insan sayılırlar eğer kürtaj yasak ise... Her iki sperm 1 insan eder diye düşünürsek (ki kadınların teorik olarak erkekler olmadan da çocuk yapabilmeleri mümkün, aynı teze dayanarak konuşuyorum) erkekler cehennemin dibini boylamalı.

İstemem böyle olmasını. Yazık olur bunca erkeğe...

Kendimizi kısıtlıyoruz ey dostum. Gündelik yaşam, yaşadıklarımız, dayatılan düşünceler bir kapana kısıyor bizi. Ahlak kuralları falan; işte tüm bunlar olmak istediğimiz insan olmamızı zorlaştırıyor. Yaşamak istediğin her ne ise, rahat rahat yaşayamıyorsun. Dibine varana kadar inemiyorsun... Herkesten önce belkide sen kısıtlıyorsun kendini. Anlıyorsun işte ne demek istediğimi..

Az düşünüp çok yazıyorum... Gündelik kavgalarım yüzünden... Onları çok düşünmeye mecburum. Ancak bilmem kaç ayda bir vakit buluyorum da bir şeyler karalıyorum buraya (aslında karalamıyorum belkide maviliyorum çünkü yazı rengim mavi)... Aslında yazacak ne de çok şey var... Yazdıkça temizlenmiş hissediyorum kendimi. Günah çıkarır gibi. Çok mutluyum bu sebepten.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Tanri, radikal karar ve aşk


Tanrı radikal kararlar verir mi?

Söyle düşünüyorum ki; evren ve insan var olmadan önce bize dair hiç Bir şey yoktu. Varoluşumuz başlı başına radikal bir karar sonucudur. Ayrıca dinlerde betimlenen cennet ve cehennem kavramları, ödüllendirme ve cezalandırma yönünden incelenecek olursa; sonsuz mutluluk ya da sonsuz azap olarak tanımlanmışlardır. Ödülün ya da azabın sonsuz seviyesinde olması ve sistemin bu şekilde kurulmuş olması radikal bir karar neticesinde oluşturulmamış mıdır?

Tanrının iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz değil mi? Peki bu kadar naif miyiz biz insanoğlu olarak? Bence kendimizi kandırmayı seviyoruz... Aşk gibi tanrıyı sevmek. İyi ya da kotu diye bir isim altına almaya çalışmıyorum konuyu. Sadece, aşk körü körüne bağlanmaktır ve bezende hiç düşünmeden hareket etmektir. Karşılıklı ise ne mutlu bu çifte. Ama tek taraflı ise sunu garanti edebilirim ki işler sonunda âşık olan tarafın aleyhine sonuçlanacaktır. Çünkü aşk çok naif duygulardan alır gücünü. Bu naif duyguları yaşayamayan birisi, nasıl olurda kendi çıkarlarından ziyade karşısındakinin çıkarlarını ön plana koymayı becerebilir?

Biz tanrıya aşkla bakıyoruz. Anladığımız anlayabildiğimiz kadarını yasamaya ve yasatmaya, bazen diğer insanlara baskılamaya, yer yer hoşgörü ile yer yer katlederek aşkımızı yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz.
Biz tanrıya aşığız!!! O sebepten belki holiganlığımız.

Peki, tanrı bize âşık mı? Umursuyor mu? Mesela biz tanrının bir yansımasıysak tanrı narsist mi? Yoksa tanrı algılayamayacağımız derecede bir varlık ve hislerimize karşılık veriyor da biz mi anlamıyoruz. Kaldiki karşılık veriyor ise bunu neden yapıyor? Bunuda sorgulamak lazım. Eğer aşkımız karşılıklıysa, bu demektir ki ask insanoğlunun hissedebileceği, ulaşabileceği en yüksek en kutsal histir. Ama suda çok ilginçtirki gençlerin ask yaşaması, tanrının huzurunda yapılmadıkça günah, isin içine tanrıyı sokunca mubah. Bize anlatılan tanrı, birbirimize âşık olmamızı kabul etmiyor. Sevişecek isek onun izni altında, onun istediği şekilde yapmamızı istiyor. Neden? 

Mesela 3kisinin ayni anda birbirine âşık olmasına ne der tanrı? 3 biseksüelin... Tanrı’dan ote, muridleri ne dusunuyor bu konuda? Linc ederler adami.

Tanri koskoca evrendeki kum tanesi bile olmayan 3 kucuk insanın birbirine asik olmasina karisiyor olamaz. askimiz karsilikliysa tanri birden cok insana asik demektir ve birden cok insana asik olmak ayip bir şey degildir. Tanrinin cinsiyeti yok denir, orasi değil de beni ilgilendiren, sonucta her ne ise tanri, erkek ve kadina ayri ayri asik olmalj. Demek ki insanlarda erkek ve kadina ayni anda asik olabilir.

Diyeceksin belki, neden tanri ile kiyasliyorsun bizi. İnsan anne babasindan ogrenir konusmayi yurumeyi. Bu sebepten bende fikir yurutuyorum  tanriyi anlamak icin. Gercegi arayisim hem bilimsel hem felsefi konularda sure gelmistir. Kendimi bildim bileli her şeyi sorarim. Zor sorular sormaktan cekinmemisimdir hic.

"baba, televizyona neden televizyon adini vermisiz?" Hatirladigim en eski sorum bu. Tam olarak anlatamamışım ama asil demek istedigimi yillar sonra anliyorum. "televizyonun adinin televizyon olmasi cok sacma, halbuki hgfwt da olabilirdi." Sordugum sorunun cevabında biliyorum simdi. Cunku dil, lisan ne ise yarar bunu ogrendim. Dil iletisim icin kullanilan bir aractir. Onemli olan televizyonun adi degil, bu kelimenin soylendigi kiside uyandirdigi anlamdir. Anlama giden aractir yani lisan.

ask, yasamamis biri icin var oldugu bilinen ama neoldugu bilinmeyen bir kelimedir. Yasayana kadar da bilemeyecektir. Hic avakado yememis birinin avakadonun tadini bilemeyecegi gibi.

Tanri kelimesi ise başli başına bir fiyaskodur. Her kafadan ayri bir ses cikar "tanri" kelimesinin altini doldurmak icin. Ne bilim tasvir edebilir tanriyi, ne din âlimleri. O yuzden aslinda tanri kelimesinin serostrantris kelimesinden cok bir farki yoktur. Hicbirimiz gormemisizdir, hicbirimiz tatmamışızdır. Sadece derin bir kabullenisten ibarettir tanri algimiz. Körü körüne bir kabulleniş. Belki de kokeninde oldukten sonra yok olmayacagimizi kendi kendimize yalan soyleyisimizdir. Nasil desem, elle tutulur, gozle gorulur olmayan, birileri soyledi, birileri yazdi diye dayatilan dusuncelerdir tanri. Icinden, kalbinden gectigi gibi yaşayamayacağın bir şeydir yani. Beraberinde de, kalbinden gecen bircok seyi yapmana yasak koyan ozgurlugunu, aşkını, cinsel tercihlerini, hayata bakisini kisitlayan birseydir...

Aslinda bu degildir tanri. Tanrinin tanımını, kitaplara, alimlere bakarak aramasan, bu dusuncelerden kafani kurtarabilsen... sadece kalbini dinlersen tanriyi bulabilirsin. Ihtiyacin olan hersey, dogru, yanlis, iyi, kotu bunlarin hepsi kalbinde mevcut insanin. Oraya bakabilmeyi ogrenmek gerekiyor. Dusunmek gerekiyor... tanri sana beyin vermis. Saksi gibi dursun diye degil. Koyun gibi yasa diye degil.
Aslinda, bu dunya bir test ise; dinlerin dunyaya gelmesi, insanlarin aklini celebilmesi ve cesitli kotulukleri tanri adina yapilabilmesi dusuncesi tam da seytandan cikacak bir fikre benziyor. Cunku oturup biraz dusununce insan tanriyla olan iliskisini kurabilecek herseyi kendisinde bulabiliyor. Bu donanimla gelmisiz zaten dunyaya. Dinler seytan isidir...

Dunya düz diyenlere, Dunya yuvarlak diyorum. Dinleri tanri gonderdi diyenlere de dinler seytanin isi diyorum. Linc etmeyin beni... linc ederseniz, birak etmeyi, isterseniz bile beni haklı çıkarırsınız.

Ask guzeldir. Ask hatalar yapabilir ama ask asla kotu niyetli degildir. Vazo ile oynamak isteyen cocugun yanlislikla vazoyu dusurmesi ve sonra pisman olduğu icin doktugu gozyaslari kadar saftir ask.

Sevmeyi ogrenmemiz lazim daha insanoglu olarak. Insan olamamışız daha, henuz ancak insan oglu olabilmisiz. Dusuncelerimiz evrensel, birlikteliklerimiz evrensel degil daha.  Ozgurlugu, esit olmayi, kardesce yaşamayı ogrenememisiz. Emekliyoruz. Her tarafimiz hala yara bere icerisinde. Soyle bir hepberaber dustugumuz yerden kalkip bir elimizi yuzumuzu, gezegenimizi bi yikasak. Buradan baslayabiliriz belki insan olmaya giden yola.

1 Kasım 2013 Cuma

Bir yazar için; sözlerinin nereye gideceğini düşünerek yazmaktan kötü birşey olamaz

Evlenme çağım geldi. Çok ilginç geliyor durumumun böyle olması bana. Düşünmeye sorgulamaya itiyor beni.

Ben şunu biliyorum ki; geçmişte yaptıklarımız, yaşadıklarımız bizi bugün ileriye götüren, hareket etmemizi sağlayan yakıtın ta kendisidir.

Hiç pişman olmadım geçmişte yaşadıklarımdan. Ne aşklarımdan, nede ayrılıklarımdan.
Ama aşık oldum, defalarca hemde. Her seferinde daha da çok.

Şimdi kendimi evlenirken hayal ediyorum. Evleneceğim kadına nedense yaşadığım aşklar ile ilgili hesap vermek zorunda kalırken resmediyorum kendimi. Doğrumudur bu kadının bana hesap sorması? Çünkü geçmişte yaşadıklarımla ben "ben" oldum. O kadın da "ben"i sevdi...

Geçmiş ilişkilerimin bende bıraktığı bir yara galiba bu. Bunu, bu yarayı iyileştirmek gerek. Hesap vermekten korkmuyorum, korktuğum şey geçmişin tekerrür edip huzurumun içine etmesi. Hayatımı eşimle bir ömür geçmişe takılı kalarak yaşamak istemiyorum. Bu benim en büyük korkularımdan biri galiba. Çünkü ben geleceğe odaklanmayı tercih eden bir insanım.

İnsanlar sürekli değişir çünkü... En güvendiğin insan, gün olur satar; Hiç ihtimal vermediklerin gün olur yardımına koşar. Böyle garip bir döngüdür hayat. Ben çok değiştim. Hiç yapmayacağım, benden hiç beklenmeyecek şeyler bile yaptığım oldu. Hayatı anladıkça, kendimi anladıkça...

Bir aşk adamı olan ben, senelerdir (Yazarken bile hala şaşırıyorum) aşık olmadım. Hayata karşı olan çekingenliğim yerini girişkenliğe, aşka karşı olan girişkenliğim yerini çekingenliğe bıraktı. Bu bir seçim değildi. Bu kalbim bana ne emrediyorsa onun sonucuydu. Kaderdi... Yada belki keder...

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleye üfleye yermiş. Ben ise sütü içmeden önce koklayanlardanım. Bozukmu, sıcakmı, lezizmi diye meraklanır dururum hep. Sütten ağzı yanan denince, sütü kana kana içen birisi canlanıyor gözümde. Benim gibi ihtiyatlı yaklaşmayı sevmeyen birisi...

Çok yüksek beklentilerim var belkide. Hem kendimden hem karşımdakinden. Mantıksız şeyler değil istediklerim. Ama ne yazıkki istediklerimi bulmakta zorlanıyorum. Bazen kendime yıkıyorum bu yüzden suçu... Kabul etmeliyimki çok ta kolay birisi değilim. Ama geçtiğimiz birkaç senede şunu gördümki; insan kendisi gibi delileri bulduğu zaman hayatta, ancak o zaman huzur ve mutluluğa ulaşıyor.

Kendim gibi bir deli bulmam lazım. Onunla birlikte çoğalmak istiyorum. XD

"sonuçta geçmişimin üzerine yeni bir gelecek kuruyorum. hayallerle gerçeklerin en güzel birleşimini. geçmişimden pişman değilim. geçmiş geçmişte kaldı. onu da günüme taşımayacağım. olduğu yerde bıraktım. kırmadan bir kutuya doldurup kaldırdım. baş ucumda değil, bodrum katında örümceklerin arasında da değil. olması gereken yerde. geride sadece..."

13 Ağustos 2012 Pazartesi

7x7 arazi aracı

Duygusal post en son ocakta yollamışım. Agustostayız. 7 ay.
Kendimi o kadar kapatabilmişim demekki. Yada umursamamışım o kadar.

Kimseyle sevişmedim de. Bilmiyorum neden. Aslında başlı başına bir cevap bu zaten. düşünmediğimden, umursamadığımdan. büyük ihtimalle de uğraşmak istemediğimden.
belkide kendimi çözmeyi bekliyor olmamdan.
aynı hataları, aynı doğruları yapmak istemediğimden. yaptığım güzellikleri yeniden bir başkasına yapasım yok.

ama öyledir aşk. tekrar hissedersin onları yapabilecek gücü içinde.
neyse işte kısaca kimseye güzellikler sunasım yok. kötülükler sunasım da yok.
hiç vaktim yok kimselere birşeyler sunacak.
hayatta buna vakit de yok aslında; eğer işini hakkıyla yapıyorsan.
sevgilin işin oluyorsa eğer. umursuyorsan o kadar. belkide ilerde bir gün aldatılacağını bile bile.
elinle alın terinle ürettiklerini çocuklarınmışcasına sevince.

artık müzisyen değilim.

mühendisim. LOL

kızlar yok, içkiler vs. hayat çok değişmedi onlar dışında gerçi. gene oyun oynuyorum geceleri. yeni olaraktan dalmaya başladım. ilerlettim kendimi baya bi. tek sıkıntısı yalnız başına yapılmaması gereken bir spor. ve bu sebepten denk olduğun birileri ile birlikte gitmen gerekiyor dalışa. hayatını dalış arkadaşına emanet ediyorsun.

tıpkı evlendiğin kadına emanet edebileceğin gibi belki. ne alakası var? dibe indiğin zaman orda ölmemen yanındakinin seni ne kadar kolladığı ile alakalı. dipten çıkabilmek için (hayattada iniyoruz dibe yer yer, bu aşikar) bir desteğe ihtiyacın olur. şakası yoktur, çünkü muhtemelen sadece bir kez ihtiyacın olur hayatta. işte o zamanı kaçırmayacak bir hayat arkadaşına ihtiyacın var. evlilikteki gibi. burasını benzetiyorum.

2010 yılbaşında
2011 yılbaşında yalnızdım.
2012'de de

uzun geldi bana bu süre. kendi rekorlarımı egale ettim.
birde 2010 mu 2011 yılbaşımıydı emin olamadım, dönüp bakmam gerekti facebooktan emin olabilmek için.
2 yıl 8 ay aşk olmadan geçen.
1.5 yıl onla bunla sevişerek geçen
1 sene her sabah kalkıp sadece ve sadece iş'i düşünerek güne başlayan
1 sene daha da o şekilde geçirmeyi planladığım bir hayat.

7 sene yaptığım upuzun tatilimin moralman verdiği boost güzel.

7 ay... kalbimin bana verdiği tatil. günlük endişelerim vardı sadece. iş ile ilgili. ufak tefek aile konuşmaları falan. evimin neresine ne alsam. zıpkın konuşunda araştırmalar. iş könusundaki tecrübeler, sürtüşmeler.

7 ay önce ne hissettiğimi hatırladım tekrar.

tatmin olmak.
konu dönüp dolaşıp buna bağlanıyor belkide. tatmin oluyordum bir şekilde, şimdi ise öyle değil demekki.
neyse. yazdığım kadar değil hislerimin derinliği. en azından öyle olsa iyi olur. gerçi farketmez; bugüne kadar ölmedim, yarında yaşıyor olurum. rahat ol, geniş oyna :)

11 Ocak 2012 Çarşamba

iz

Eski sevgililerimden birinin profilindeydim az önce. fotoğraflarına baktım falan.
abi hatun TAŞ gibi lan ^^ yüzü gerçi güzel değil ama vücut olaraktan inanılmaz çekici geliyor. hatta bir kaç kere başkalarının fotoğraflarında dolaşırken gene onu görüp "oha lan kim bu kız acaba" diyerekten afalladığım olmuştu bir kaç kere.
gerçi ben bu özelliğimi seviyorum. bu bendeki istikrarın bir özelliği. benim kargacık burgacık zevklerim yoktur. sevdimmi severim. sevmedimmi sevmem. aradan zaman geçse; hayatlar bambaşka yerlere taşınsa, tanımasam bile bilmesem bile, seveceğim/beğeneceğim varsa gene severim/beğenirim.

doruğun bi profil fotoğrafı vardı. ara sıra dolaşırken onun fotoğraflarında, hep aynı yorumu attığımı farkettim. senede 1 kere "kamyon sound" yazmazsam çatlayacaktım sanki. eheh; istikrar işte.

gerçi belkide ne kadar geri kafalı olduğumun bir ispatıdır bu. hiç değişemeyen kötü zevklere sahip biriyimdir. açıkçası ben bu ayrıntıları pekte siklemiyorum. iyi yada kötü olduğu için yazmadım bunu buraya; öyle olduğum için yazdım.

ben işe girdim. büyüdüm. PZUHEHEHHEH gerçi arkadaşlarım yok burda ama hayat üniversitedekinden daha güzel. belki ilerde değişir, kötü gelir. ama şimdilik böyle ve bu keyif aldığım hayattan gayet memnunum.
çok para kazanmıyorum şimdilik. zaten para için çalışabilecek bir insan da değilim. hiç olmadım.

iş konusuna değineceğim  zamanla. öyle ümit ediyorum.
duygusal olarak ise; kendimi kapattım. pili çabuk dolsun diye telefonu kapatır da takarsın ya şarja; o hesap işte. başka uğraşlarım var. arkadaşlarım işim zıpkınım oyunum ve müziğim var. hatuna yer kalmadı hayatımda...

8 Aralık 2011 Perşembe

Working like a geek